4 dk okuma 1,423 görüntülenme

Mihriban Türküsünün Hikayesi

Şair Abdurrahim Karakoç'un gençlik yıllarında yaşadığı, adını gizli tuttuğu sevdiğine yazdığı ve Musa Eroğlu'nun bestesiyle ölümsüzleşen efsanevi aşk türküsü.

Mihriban Türküsü

Mihriban türküsü, Türk halk edebiyatının ve müziğinin en güçlü aşk hikayelerinden birine dayanır. Şiirin yazarı Abdurrahim Karakoç, 1960 yılında henüz genç bir delikanlıyken Maraş'ta bir kıza sevdalanır. Ancak kavuşmaları mümkün olmaz.

Gerçek Adı Saklı Bir Sevda

Karakoç, sevdiğinin gerçek adını kimseye söylemez ve şiirinde ona Farsça 'şefkatli, merhametli, güler yüzlü' anlamına gelen Mihriban takma adını verir. Aradan yıllar geçtikten sonra dahi sorulan sorulara "O kızın adını mezara kadar götüreceğim, kimse bilmeyecek" yanıtını vermiştir.

"Sarı saçlarına deli gönlümü / Bağlamışlar çözülmüyor Mihriban"

Yıllar sonra büyük usta Musa Eroğlu bu ölümsüz şiiri bestelemiş ve Anadolu'nun her köşesinde yankılanan bir başyapıt haline getirmiştir. Karakoç, mektuplar üzerinden süren bu imkansız aşkın ardından lambada titreyen alevin üşüdüğü o tarifsiz hüznü mısralara dökmüştür.

Mihriban Türküsünün Sözleri

Sarı saçlarına deli gönlümü Bağlamışlar çözülmüyor Mihriban Ayrılıktan zor belleme ölümü Görmeyince sezilmiyor Mihriban Yar deyince kalem elden düşüyor Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor Lambada titreyen alev üşüyor Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban Önce kayboldum sonra ben oldum Aşkın deryasında ummana daldım Sevda bahçesinde goncalar derdim Gül dikensiz üzülmüyor Mihriban Tabiplere sorma derdin ne diye Bu dert bize Hak'tan bir hediye Dünya dönüyor ya ezelden beriye Kader çizgisi bozulmuyor Mihriban

Türküyü Dinle / İncele