Bu anlatı, türkünün bilinen öyküsünü ve arşivde yer alan bilgileri bir araya getirir.
Ak Taş Diye Belediğim: Bir Hasret ve Mucize Efsanesi
Anadolu coğrafyasının kadim törelerinde evlat, soyun devamı ve geleceğin teminatı olarak görülür; bilhassa erkek evlat, ailenin ocağını tüttürecek bir nur kabul edilirdi. Yüzyıllar evvel, Doğu Anadolu’nun sarp dağlarında hüküm süren bir Türk beyi ve onun derin bir sevdayla bağlı olduğu eşi, bu büyük sınavla karşı karşıya kalmıştı. Yıllar geçmesine rağmen hanelerine bir çocuk neşesi düşmemiş, bu durum hem beyin hem de boyun üzerinde ağır bir hüzün bulutu oluşturmuştu.
Törenin Soğuk Yüzü ve Fedakarlık
Beyin annesi, soyun devamı kaygısıyla oğluna başka bir kadınla evlenmesi için baskı yapmaya başladı. Bey, eşine olan derin muhabbeti nedeniyle bu teklife uzun süre direndi. Ancak eşi, törenin ağırlığı ve beyin üzerindeki baskıyı görerek, kendi elleriyle beyine yeni bir eş aradı. İçindeki fırtınaları gizleyerek, beyin mutluluğu için kendi yüreğini ateşe attı.
Taşa Can Veren Dua
Beyin ikinci evliliği gerçekleşince, ilk eşi kederinden dağlara vurdu kendini. Dere tepe demeden dolaşırken, bir derenin kenarında bembeyaz, pürüzsüz bir taş buldu. Evlat hasretiyle yanan kadın, o taşı kundağına sardı, bağrına bastı ve Tanrı’ya yakardı: 'Bu taşa can ver, beni evlat kokusundan mahrum etme.' Efsaneye göre, kadının samimi yakarışı karşılık buldu ve o ak taş bir cana dönüştü. Halkın dilinde bir ağıt ve efsane olarak günümüze ulaşan bu türkü, işte o çaresizliğin ve mucizenin hikayesidir.
Kaynaklar ve kayıtlar
- Ağıt. Öyküleriyle Halk Türküleri (Notalı) - Hamdi Tanses. Türkü bazı kaynaklarda "Güneydoğu Anadolu" yöresine ait olarak veriliyor. 1963 yılında Ateş Köyoğlu tarafından derlenmiştir. Rept. No: 1530; Ç — Ateş Köyoğlu Kaynak kisi / derleme kaydi